![]() |
|
|||||||
| Dini Hikayeler , Şiirler , Sohbetler Dini Hikayeler , Şiirler , Sohbetler Burda Bulunur ve Paylasılır |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
İbret Alınacak Hikayeler ,,,,,,,,,,,
Ebû Müslim Havlânî, mâneviyat büyüklerinin hem de ileri gelenlerindendir. Kendisi ibadette, ahlâkta, zühd ve takvâda örnek bir tasavvuf büyüğüdür. Tâbiîn zamanında İslâma girmiş, ciddî bir araştırma tahkikten sonra girdiği İslâmda öylesine ilerlemiş ki, kendinden önce girenler ondan sonraya kalmış, ondan feyiz alıp nasihat dinler olmuşlardır.
Ebû Müslimin kendisi ilerleyip de hanımı geride kalmış değildi. Hanımı da hemen kendisine yakın şekilde mânen ilerlemiş, beyinin takvâsına yaklaşan bir iktisad ve kanâat ehli hâline gelmişti. Bu yüzden birlikte oruç tutarlar, birlikte gece namazı kılarlar, yine birlikte vakit namazlarına hazırlanırlardı. Hattâ Hılletül-Evliyâda anlatıldığına göre, Ebû Müslim camiye giderken tekbir alarak evinden çıkar, namaza yönelirdi. Hanımı da onu tekbirle uğurlar, yine tekbirle karşılardı. Ancak, bir gün durum değişti. Ebû Müslim, cami dönüşü evinin avlusuna girdiği halde tekbir sesi işitmemiş, bunun bir sebebi olacağını düşünmeye başlamıştı. Halbuki hanım evden dışarıya da pek çıkmaz, habersiz bir yere gitmezdi. Hayırdır inşâallah, diyerek kapıdan giren Ebû Müslim, az sonra elinde yemeklerle hanımının geldiğini gördü. Sofrayı hazırlayan hanım şöyle bir köşeye Offf! diyerek yığılıverdi. Ebû Müslim şüphelenmeye başladı: Hanım, sende bir değişiklik var, nedir bu oflamalar? Cevap verdi: Ne olacak, yorgunluk, bitkinlik! Bütün gün ev işleriyle meşgul oluyor, yorulup bitkin düşüyorum. Halbuki sen halifenin huzuruna girince bir hizmetçi istesen, seni kırmaz hemen verirmiş. Hanım, halifenin bana hemen bir hizmetçi vereceğini nereden biliyorsun? Benim böyle itibarım var mı ki? Varmış! Nereden biliyorsun? Nereden olacak, işte komşu kadını! O, senin böyle yüce bir itibara sahip olduğunu söyledi. Hem halifeden sadece hizmetçi değil, başka daha neler istesen alırmışsın. Onun için nüfuzunu kullanmanı, hizmetçi ile kalmayıp biraz da maddî yardım talebinde bulunmanı istiyorum. Kendisini tekbirlerle namaza uğurlayıp, yine tekbirlerle karşılayan hanımının birden fikrinin bozulup dikkatinin dağıtıldığını gören Ebû Müslim, buna çok üzülür, ne yapacağını şaşırır. Halife Hz. Muâviyeden böyle bir talepte bulunmayı asla istemez ama, kadın da bunda ısrar eder: Bu defa gazaba gelen büyük velî, elini açar ve bedduasını yapar: Allahım, beni tekbirle namaza gönderip yine tekbirle karşılayan bu sâliha kadının kim fikrini çeldi, aklını bozdu ise, onun gözünü kör eyle!. O anda evin öteki köşesinde bir feryat kopar! Ortalığı aydınlatın, gözlerim görmüyor! Meğer geçim bozup, yuva yıkmakla meşhur olan komşu kadını henüz evdeymiş, birdenbire dünyasının karanlığa gömülmesini ışığın sönmesine hükmetmiş. Ancak, bunun ansızın gelen körlükten başka bir şey olmadığını anlayınca başlamış büyük velîye yalvarmaya: Ben ettim, sen etme! Bundan dolayı derler ki: Dindar hanımlar, dindar olmayan kadınların verdikleri yanlış fikirleri dinlememeli, yanlış fikir verenler de günün birinde mutlaka bir belâya uğrayacaklarını hatırdan çıkarmamalıdır!.. Nitekim komşu kadını yanlış fikir verdi, körlük cezasına müstahak oldu. Kaynak: Yeni aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları
__________________
Laf Sokmaya kaLkı$ma kapak oLurSun... Uğra$ma etikeT oLurSun... Yav$ama köpeK oLurSun... En SOnunda rekLam oLurSun... Küfür etme şerefsiz olursun... Kendin oL biLki o Zaman yanımda Yer buluRsUn!!! |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Adamın biri, genç yaşta ölüvermiş. Yakınları, onu en kısa yoldan mezara koyduktan sonra, arkalarına bile bakmadan uzaklaşmışlar. Biraz sonra iki melek görünmüş ve hoş mu yoksa boş mu geldiğini anlamak için adamı sorgulamaya başlamışlar.
Meleklerden biri: Bundan sonraki durumun, vereceğin cevaplara bağlı, demiş. Hazırsan başlıyoruz. Adam, televizyondaki yarışma programlarına hiç katılmamış olmasına rağmen onları ekran başında takip ediyor ve soruları gayet güzel cevaplıyormuş. Bu yüzden de eminmiş kendisinden. Önce Rabbin kim?, Dinin ne? ve Kitabın hangisi? gibi klasik sorular sorulmuş. Aşırı heyecandan olacak ki, adam kem küm bir şeyler gevelemiş. Diğer melek: Pek olmadı ama her neyse, demiş. Hüküm elbette ki Rabbimizindir. Melekler, kısa bir ara verdikten sonra: İkinci grup sorulara geçiyoruz, demişler. Buna kültür soruları diyebilirsin. Adam, meleklerin dünya ile alâkalı sorularını bu sefer tıkır tıkır cevaplamış. Hem de çok fazlasıyla ve bin türlü ilaveyle. Melekler, soru faslı bittiğinde: Senden önce sorguladığımız bir genç, ikinci grup soruların hiç birini bilemedi, demişler. O şeylerden haberi bile yoktu. Adam: Herhalde bu yüzden cezalandırıldı, diye atılmış. Öyle değil mi? Melekler, birbirine bakıp gülümseyerek: Hayır, demişler. O soruları bilemediği için Cennete gitti. Adam, inanmamış duyduklarına. Ama işin ciddi olduğunu fark edince: Bilenlerle bilmeyenler bir olmaz deniyordu, demiş. Her sorulan soruyu bilmedim mi? Melekler: Elbette ki bildin, demişler. Dünyada kaç çeşit kumar olduğunu ve nasıl oynandığını, içkilerin tat olarak neye benzediğini, hangi mankenin hangi sanatçı ile gezip, kaç gün sonra ayrıldığını, televizyonlarda hangi dizilerin oynadığını, hortumlama yollarını, faiz ve repo oranlarını falan yani. Kabirde makbul olan, bunları bilmemektir. Biz gidiyoruz; sana kolay gelsin. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine. Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?
Bakın göstereyim demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine Şimdi demiş ermiş. Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. Buyrun deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. İşte demiş ermiş. Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil veren kazançlıdır her zaman |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Ebû Saîd Mîhenînin büyüklüğünü inkâr edenlerden biri, Ebû Saîdin; Âlemde hiç kimse helâl lokma bulamayıp haram yese, biz haram yemeyiz. sözünü duymuştu. Kendisini imtihân etmek istedi.
Helâl para ile bir oğlak satın aldı. Haram para ile de, birincisine çok benzeyen başka bir oğlak aldı. Bunları kızarttırıp, hizmetçisi ile Ebû Saîde gönderdi. Kendisi de önden gidip, onların bulunduğu yerde oturdu. Hizmetçi kızarmış oğlakları getirirken karşısına iki sarhoş çıkıp, haram para ile alınan oğlağın bulunduğu tepsiyi alıp yediler. Hizmetçi, elinde kalan ve helâl lokma ile alınmış olan oğlağı, Ebû Saîdin önüne koydu. Oğlakları gönderen kimse durumu öğrenip anlayınca, sarhoşlara çok kızdı. Fakat bu hâlini açıktan belli etmedi. Sonra Ebû Saîd dönerek; Kendini boşuna üzme! Haram olan köpeklere gider, helâl olan da helâl yiyenlere gelir. buyurdu. O kimse çok mahcûb olup hâline tövbe etti ve bu hâdiseden sonra bir daha aleyhinde bulunmadı. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Yalovada bir imâm vardı ki, Yahyâ Efendiyi büyük bilir ve çok severdi. Zaman zaman ziyâretine gelirdi. Bu imâmın çoluk çocuğu kalabalık olup, maddî sıkıntı içindeydi. Fakat o sabreder fakirliğini gizler, kimseye bir şey söylemezdi. Bir gün yine Yahyâ Efendi hazretlerini ziyârete geldi. Selâm verip huzûrunda oturdu. O sırada dergâh tenhâ olup, kimseler yoktu.
Yahyâ Efendi ona; - Ey temiz insan! Gel seninle bahçede biraz dolaşalım. Allahü teâlânın lütfunun sonu yoktur, buyurdu. Berâberce çıktılar. Bir yere geldiklerinde, Yahyâ Efendi; - Sen bize candan bağlısın. Şimdi sana Allahü teâlânın lütfuyla bir iş göstereceğim. Böylece gönlündeki fakirlik sıkıntısı kalmayacak. Fakirlik ateşini söndürmüş ve seni sevindirmiş olacağız, buyurdu. Sonra yere asâsını vurdu ve; - Burasını kaz! dedi. İmâm Efendi orasını açtığında, içinden bir küp altın çıktı. Ona; -Ne durursun, fakirlik hastalığına çâredir. Bunları sana sonsuz hazîneler sâhibi Allahü teâlâ gönderdi. İstediğin kadar al, buyurdu. İmâm Efendi bunları heybesine doldurdu. Yahyâ Efendi ona; -Ey İmâm Efendi! Dünyâ üzüntüsünü gönlüne sakın koyma. Bunları hayırlı işlere sarfedersin. Yalnız bu sırrı kimseye söyleme. Şâyet anlatırsan o zaman bunlar elinden çıkar, aldırırsın, buyurdu. İmâm Efendi de; -Efendim, ben bu işe çok şaştım! Bu kadar altınla memleketime nasıl dönerim. Yollarda haramîler, eşkıyâlar var. Korkarım ki bunları benden alırlar. Nasıl varacağımı bilemiyorum, dedi. Bunun üzerine Yahyâ Efendi; -Sana kimse zarar veremez. Bu senin nasîbindir. Var selâmetle git, buyurdu. İmâm Efendi vedâ edip yola çıktı. Hakîkaten başına hiçbir şey gelmeden Yalovaya vardı. Kendisini hanımı karşıladı. Heybedeki altınları görünce, hayretler içinde kaldı ve; -Bunları nereden buldun? diye sordu. O da; -Bu işi sana açıklayamam. Sâdece Allahü teâlânın ihsânı olarak bil! dedi. İmâm Efendi bundan sonra etrâfına yardım etmeye başladı. Hem yedi hem yedirdi. Ömrü hayır yapmakla geçti. İnsanlar onun hakkında; -Nereden buluyor bunları? demeye başladı. Bâzısı da; -Birisinden emânet almış gâlibâ! Kimisi de; -Anlaşılan defîne bulmuş, dedi. Herbiri bir şey söyledi. Netîcede İmâm Efendi hastalandı. Hastalığı ilerleyince, komşularını başına çağırdı ve onlara; -Size bu malı nereden bulduğumu açıklamak istedim. Bunun elime girmesine sebep, Yahyâ Efendi hazretleridir. Bugüne kadar kimseye söylemedim. Zîrâ bana, söyleme gizle demişti. Şimdi ise ömrümün sonu yaklaştığından onun kerâmeti unutulmasın diye söylüyorum, dedi ve Kelime-i şehâdet getirerek vefât etti. |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Vaktiyle hamile bir kadın, komşusuna misafir olur. Oturdukları odada dalları limonlarla dolu olan büyük bir limon ağacı görür. Canı limon ister ama bir türlü komşusuna söyleyemez, utanır.
Bir ara komşusu mutfağa gidince o, yakasından çıkardığı bir dikiş iğnesini limona batırır ve deldiği yerden limon suyunu emmek suretiyle bu arzusunu tamin eder. Nihayet bir erkek evledı dünyaya gelir. dışarıda dolaşma, oynama, daha doğrusu yaramazlık yapma çağına gelince dışarı çıkar. O zaman bazı insanlar tutukla su taşırlar. bu çocuk eline bir çivi alır ve su taşıyan adamların arkalarına takılır. Tulukları deler ve akan sudan içmeye başlar. Bu durum birkaç gün böyle devam edince hemen çocuğun babasına durumu anlatır, bu yaramazlığından dolayı oğlunu şikayet ederler. Adam düşünüp taşınır. Çocuğunun niçin böyle yaptığına bir türlü akıl erdiremez. Durumu hanımına anlatır. Çocuğun niçin böyle yaptığını sorar. O da başından geçen hadiseyi olduğu gibi anlatır. Bu işin nerden kaynaklandığını anlayan aile reisi karısına: - Hemen komşuya git ve hareketini anlat, sonra da helallik dile. Şayet böyle yaparsan öyle zannediyorum ki oğlumuz da bu garip hareketlerden vazgeçer, der. Kadıncağız komöşusuna gidip vakiyle başından geçen hadiseyi anlatır. Kendisnden özür diler, hakkını helal etrmesini ister. Komşu hanımı da bu duruma çok üzülür. Neden o zaman limon istemediğini; değil bir limonun ağaçta bulunan bütün limonların feda olmasını belirten komşu hakkını helal eder. O zaman Allahın izniyle çocukları da bu garip hareketlerinden vazgeçer. |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Allahın sevgili kullarından biri bir rüya görür; rüyasında kendisine şöyle denir: Sabah olunca, karşına ilk çıkanı ye, ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın dileğini kabul et, dördüncü geleni üzme, beşinciden de kaç! Sabah oldu; dışarı çıktı. Yola koyulup gitti. Karşısına bir dağ çıktı. Bu koca dağı görünce şaşırdı.
Kendi kendine şöyle dedi: Rabbim bana bunu yememi emretti. Sonra şöyle dedi: Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez. Onu yemeye karar verdi. Dağa doğru yürüdü. Yaklaştıkça dağ küçüldü. Tam yaklaştığı zaman koca dağ bir lokmaya dönüşmüştü. Onu tutup yedi, baldan tatlı buldu. Allaha hamdetti, yürüyüp gitti. Karşısına altından bir leğen çıktı. Şöyle dedi: Rabbim, bunu da saklamamı emretti. Bir çukur kazdı, onu gömdü. Yürüdü, az gittikten sonra dönüp baktı. Leğen toprak yüzüne çıkmıştı. Geri döndü, tekrar gömdü. Biraz gitti; baktı ki, yine çıkmış bir daha gömdü, yine toprak üstüne çıktı. Kendi kendine, Ben emredileni yaptım. diyerek bırakıp gitti. Karşısına bir kuş çıktı. Peşinden bir şahin onu kovalıyordu. Kuş ona şöyle dedi: Ey Allahın sevgili kulu, beni sakla. Bana yardım et. Onu aldı. Koynuna sakladı. Peşinden şahin geldi; şöyle dedi: Ey Allahın sevgili kulu, ben açım. Sabahtan beri de bu kuşun peşindeyim. Onu yakalamak istiyorum. Kısmetime engel olma. Kendi kendine şöyle dedi: Üçüncünün dileğini yapmam emri verildi, yaptım. Dördüncüyü üzmemem emredildi. Şimdi ne yapacağım? Bu işe şaştı. Sonra bıçak aldı; kendi uyluğundan bir parça et kesti, şahine attı; o da kapıp kaçtı. Daha sonra kuşu saldı. Bundan sonra, yürüyüp gitti. Kokmuş bir leş gördü. Onu da bırakıp kaçtı. Akşam olunca şu duayı yaptı: Ya Rabbi, emrini yerine getirdim. Bu işlerin manası ne ise bana bildir. Daha sonra, rüyasında şöyle anlatıldı: Birinci görüp yediğin öfkedir. Önce koca bir dağ gibi görülür; sabırla öfke yutulursa, baldan tatlı olur. İkincisi iyi amelindir. Ne kadar saklarsan sakla; yine meydana çıkar. Üçüncüsü, sana bırakılan bir emanettir, ona hıyanet etme. Dördüncüsü şudur: Bir insanın sana bir dileği ulaşırsa, onu yerine getir; isterse sana lâzım olan bir şey olsun. Beşincisi gıybettir. İnsanların gıybetini edenlerden kaç. Şüphesiz her şeyi bilen Allahtır. |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Efendim, cami kapisindan gecerken ezanin okundugunu duyan soför, geriye dönüp
patronundan izin ister: - Beyefendi izin verseniz de ezan okunmusken suracikta namazimi kiliversem de devam etsek? der. Patron, pek de memnun olmazsa da izin verir. Soför camiye girer, patron da arabanin icinde bekler. Ancak cemaat namazini kilip ciktigi halde soför cikmayinca cani sikilan patron, arabadan inip caminin avlusuna dalar, pencere camina abanarak ta iceriye bakar ki, soför ellerini acmis duaya devam ediyor. Cami tiklatarak seslenir: - Herkes cikti ne duruyorsun, sen de ciksana! Cevap ibretli: - Birakmiyor! - Kim birakmiyor? - Seni iceriye birakmayan!.. Bir düsünce alir patronu. - Seni iceriye birakmayan!.. Hemen orada abdestini alir camiye girer ve yanina vardigi soföre seslenir: - iste, der beni de birakti iceriye! Yasli gözlerle bakan soför söylenir: - Elbette birakir, der. Deminden beri bosuna mi gözyaslariyla dua ediyorum saniyorsun. Senin disarida kalmana gönlüm bir türlü razi olmadi, ellerimi acip iceriye alinman icin dua ettim. Sükürler olsun ki, Rabbim kabul etti duami da iceriye aldi, disarida birakmadi. -iste burada birazcik duruyor ve diyorum ki: - Sükürler olsun Rabbimize ki, bizleri de disarida birakmamis iceriye kabul edilmisiz. Bunun farkina varmali, bu nimetin sükrü eda edilmeli, himmet ve hizmette asla ihmal ve gerileme olmamalidir. Yoksa nimet sükür görmezse gider. Bu defa da sükredenler alinir iceriye, etmeyenler kalir disarida |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Kıyamet kopmadan önce görecekleriniz
Beyrutlu alim Nebhaninin, Peygamberimizin Mucizeleri adlı bir kitabıvar. Ba ştan sona Efendimiz sav Hazretlerinin mucizeleri ile mucizeli sözlerinin yer aldığı bu Arapça eserde, kıyamet alametlerini anlatan hadisler de sı ralanmıştır. 1- Kıyametten önce öyle bir devir gelecek ki, dinini koruyan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır!.. 2- Kıyamet kopmadan önce dünyada sınırsız zevku safayı sorumsuz kimseler sürecektir. 3- Ahir zamanda ibadet edenlerin çoğu bilgisiz mümin, ibadet etmeyenlerin çoğu da itikatsız bilgin olacaktır. 4- Kıyamet kopmadan önce idareciler çoğalacak, fakat güvenilecek idareci azalacaktır!.. 5- Kıyamet kopmadan önce toplumda değeri en az olan müminler olacaktır!.. 6- Kıyamet kopmadan önce hayata haram helal tanımazlar hakim olacaktır. 7- Kıyamet kopmadan önce ekonomi her değerin önüne geçecek, okur yazarlık artacak, ancak yalancılık da yaygınlaşacaktır. 8- Kıyamet kopmadan önce emanete ihanet edilecek, zekat vermek azalacak, dinî ilimlere ilgi azalacak, dinî değerler arkaya atılacaktır. 9- Ahir zamanda İnsanın köpek büyütmesi, çocuk büyütmesinden daha uygun diyenler çıkacaktır. O zamanda büyüklere saygı kalkacak, küçüklere şefkat yok olacak, yol kenarlarında uygunsuz haller görülecek, bazı insanlar da koyun postu giymiş kurtlar haline gelecektir. 10- Ayağı çıplak, başı kabak bilgisiz çobanların zenginleşip yüksek binalarda sınırsız bir israf içinde yaşamaya başladıklarını gördüğünüz zaman kıyameti bekleyin. 11- İşler ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin. 12- Kıyamet kopmadan önce akrabalık bağı kopacak, yakınlar birbirinden şikayetçi hale gelecek, mal meşru olmayan yollardan kazanılacak, fakir kendi sıkıntısıyla baş başa bırakılacaktır. 13- Kıyamet kopmadan Allah için dostluk azalacaktır. 14- Yirmi kadar insan bir araya geldiği halde içlerinde samimi bir dindar bulunmadığı zaman kıyameti bekleyin. 15- Bir zaman gelecek, harama girmeden geçim sağlamak zorlaşacaktır. 16- Bir zaman gelecek, bazı eş ve çocuklar, aile reisini gücünden fazla harcama yapmaya zorlayacak, haram işleri yapmasına sebep olacaklardır. 17- Bir zaman gelecek ki, dindar insan, dindarlığını toplumdan gizleme ihtiyacı duyacaktır. 18- Benden sonra sabrın çok önem kazanacağı bir devir gelecektir. Öyle günlerde dinine sabırla, sadakatle bağlı kalan kimselere, öncekilere verilenlerden tam elli kat fazla sevap verilecektir!.. Çünkü onların şartlar ı bazen, öncekilerden de ağır olacaktır. Adil-i Mutlak olan Allah, zorluklar ın çokluğu nispetinde de mükafatlarını çoğaltacaktır. |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Hazret-i Padisah Fatih Sultan Mehmethan zamaninda yapilacak bir camii insaati icin bir yerde uygun gorulen araziyi fatih istimlak eder. Ve fermanida muhurleyerek istimlak kararini tasdikler. Fakat bu arazinin sahibi bir yahudidir. Bu olay uzerine Istimlak kararini kendine yediremeyen yahudi kadiya giderek koca padisahi sikayet eder.Kadi padisahi huzuruna cikarir. Her iki tarafida dinledikten sonra kadi kararini aciklar:
Padisahin muhur vurdugu sag eli kesilecek Fatih sultan mehmet karara tepkisiz kalip bir tek cumlesine bile karsi gelmemistir. Bu karar uzerine yahudi yahu koskoca padisahin elini kesecekler ve bunu sadece benim arazim istimlak edildi diye yapacaklar diye dusunerek kararindan vazgecer. Kadi fatih sultan mehmete donerek eger padisahligina guvenipte benim verdigim karara karsi gelseydin $u gordugun topuzla senin kafani ezer seni oracikta oldururdum der. Kadinin bu cumlelerine istinaden koca sultan fatihte Egerki sende benim padisahligima aldanip farkli bir karar verseydin bende senin kafani kilicimla koparirdim der. Yahudiye gelince . Bu adalet sistemine ve bu kadar insanliga yuregi ne kadar haz etmistir ki o karar verildikten sonra sikayetini geri alir ve muslumanligi kabul ederek o anda sahadet eder. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|