![]() |
|
|||||||
| Dini Hikayeler , Şiirler , Sohbetler Dini Hikayeler , Şiirler , Sohbetler Burda Bulunur ve Paylasılır |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
islami hikayeler....
abdest
Geçmiş zaman içinde, kalbur saman içinde bir Rus prensesi Güzel mi güzel Prenses, esir bir Türk deli kanlısına çıldırasıya aşık Onun sarayına çağırtıp yapmadığı cilve bırakmıyor, fakat karşılık görmüyor. Aldığı cevap: - Ben Müslümanım ve harama yanaşmam! - Öyleyse evlenelim! diyor prenses Delikanlı onun Müslüman olmasını şart koşuyor. Kız Müslüman oluyor ve gizlice evleniyorlar Delikanlının bir de, galiba Eyüp taraflarında bir şeyhi var Daha doğrusu şeyh taslağı Ama ne bilsin, halis Müslüman çocuk Bu şeyh,İslamın her tarafını övermiş de sıra abdeste gelince sızlanırmış, -Keşke şu abdest olmasaydı! dermiş Buna mükabil prenses abdesti o kadar seviyor ki, her defasında; - ah, ne güzel şey! demeden duramıyor. Fakat saadetleri çok sürmüyor, kız hastalanıp ölüyor. Rusyada bir Hıristiyan mezarlığına gömüyorlar. Delikanlı ses çıkaramıyor, derdini dinletemiyor ve İstanbula donüyor. Şeyhi de ölmüştür. Kısa bir zaman sonra bir kazı vesilesiyle şeyhin mezarını açanlar orada sapık adamın değil nur yüzlü prensesin yattığını görüyorlar Rusyadaki kabirdeyse, kimsenin farkında olmadığı şeyhin kemikleri İslamda kabir nakline misal diye anlatılan bu hikaye olmamış olsa da, fikirler aleminde olması gerekenin ta kendisi değil mi? Düşünülmüş, özlenmiş olması yeter. Zira esasta doğru Kaynak: İman ve İslam Atlası Necip Fazıl Kısakürek
__________________
Laf Sokmaya kaLkı$ma kapak oLurSun... Uğra$ma etikeT oLurSun... Yav$ama köpeK oLurSun... En SOnunda rekLam oLurSun... Küfür etme şerefsiz olursun... Kendin oL biLki o Zaman yanımda Yer buluRsUn!!! |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
ilkokulu bitirip kursa gelmi$ti. ailesi kendi istegiyle geldigini
söylemi$ti. kayit için adini sordugumda, hiç de çekinmeyen bir tavirla fatma dedi ; ve ekledi: eger hafizlik yaptirmazsaniz kaydolmak istemiyorum. böyle tehdit edercesine konusmasi onu ya$indan daha olgun gösteriyordu. tebessümle: korkmayin küçük hanim, siz isteyin, hafiz da yapariz, hoca da o küçük gözlerinin içi parildadi birden. annesi, hoca hanim kusuruna bakma hele sen, ille de hafiz olacagim der de, baksa bir $ey demez. bizim köyün hocasindan duymu$. peygamberimiz sav, hafiz olanlara cennette taç giydirilecekmis demi$ herhalde. siz daha iyi bilirsiniz ya, köylü kafasi, biz de bu kadar duyduk anladik. bu da çocuk iste. tabi teyze ne demek, ke$ke herkes sizin gibi duyduklarindan etkilense de teslim olsa. siz hiç merak etmeyin, kiziniz önce allaha sonra, sonra bize emanet. kadincagiz elime yapi$ti öpecekken geri çektim, utandim. tuttum, ben onun elini öptüm. gözleri ya$ardi. hoca hanim bu eller, gözler hep günahli, asil sizinkiler öpülmeye layik.estagfirullah teyze dedim, o ahirette belli olur. bu konu$madan sonra kaydigini yaptigimda fatmanin erzurumlu oldugunu ögrendim. bir an dü$ündüm, küçük, nasil kalacak bu kadar buralarda zaman ilerledikçe fatmanin edepli tavirlari daha da çok etkiledi beni. azimliydi. geceleri uykusunun arasinda ayetleri sayiklari görüyordum çogu kez. böyle devam ederken, arada bir bana gelip soru soruyordu. bir gün hocam, hafiz olmak için kuran-i bitirmek mi lazim diye sordu. ben de, tabii ki, hepsini ezberleyeceksin ki hafiz adini alacaksin. bu cevabima çok üzülmü$ gibiydi. bir $ey demek istiyordu sanki. te$ekkür etti ve döndü arkasina gitti. derslerim arasinda onlara sürekli kuran ezberlemekle isin bitmeyecegini, mutlaka içindekiler uygulamak gerektigini hatirlatiyordum. talebelerden biri, hocam dedi, fatmanin annesi ona abdestli olmayanin hafizlara dokunamayacagini söylemi$, dogru mu? diye sordu. çok ilginç dogrusu. ma$aallah dedim osmanli zamaninda atalarimiz kuran-a ve hafiza kiymet verdiklerinden öyle yaparmi$ dedim. çok ho$larina gitmi$ti bu i$. hepsi adeta kendilerini ula$ilmasi zor, kasa içindeki altin gibi görüyorlardi. görsünlerdedim içimden, bu yasta buralara gelmi$ler. allah in kelamini ezberliyorlar, onlara fazla görmem bunu bu arada fatma ara sira rahatsizlaniyor ve revirde yatiyordu. zaman geçtikçe fatma nin morali ve sagligi daha da çok bozuluyordu. bir gün dersini iki kez aksatinca sordum ne oldu yoksa, anneni mi özledin?hayir dedi.neden moralin bozuk? çok fazlada hasta oluyorsun dedim.yanli$ anlamayin, inanin ki annemi özleyip de gitmek istedigim yok. burayi çok seviyorum. allahimdan çok korkuyorum. buralari terk edersem bana ahrette hesabini sormaz mi? bir $ey diyemedim. suçlu gibi hissettim kendimi. o küçük kalpte bu ne imandi ya rabbi!.. onu hayranlikla izliyordum. bir gün çok rahatsizlandi. doktora götürmek zorunda kaldik. bir çok tahlillerden sonra arkada$im olan doktor hanim, hoca hanim derhal bu talebeyi ailesinin yanina gönder dedi. $a$kinlikla neden diye sordum. bana, belki üzülecek, hatta inanmayacaksin, fakat bu talebe kanser dedi. adeta ba$imdan a$agi kaynar sular dökülmü$tü. sanki her tarafimi $efkat sarmi$ti. hasta haneden ayrilirken fatma ya hiç bir $ey diyemedim. oysa anlami$ gibi bana sorular sorup dikkatimi dagitmaya çali$iyordu. kulagima egilerek hocam dedi, azrail insanlarin canini alirken nasildir? aglamamak için kendimi zor tuttum, güzel bir surettedir, mümin kullara dedim. sevindi, sanki mirildandi: belki hafiz olamam, ama elhamdulillah müminim dedi simdi anlami$tim, bana önceden sormu$ oldugu soruyu. demek ki hastaligini biliyordu hafiz olmak için kur an-i bitirmesi gerektigini söyledigimde, neden üzüldügünü simdi anlami$tim. birkaç gün sonra e$yalarini hazirlamaya ba$ladik. çünkü dayanilmaz acilar içinde oldugunu görüyorduk. evine gitmesi gerekiyordu. ailesi geldi. fatma yanima gelerek bana kizmadiniz degil mi? eger söyleseydim belki kursa almazdiniz.ne demek? nasil kizarim sana? dedim. hem sonra sakin üzülme hafizligimi bitiremedim diye. bu yola girdin ya, rabbim seni hafizlar zümresinden yazmi$tir insaallah. öyle sevindi ki, sarildi boynuma: gerçekten ben simdi hafiz sayilirmiyim? anne bak, duydun degil mi?; ya rabbi bu ne a$kti!.. rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydi su fatma, ne güzel bir kul olurdu. böylece fatmayi gözya$lari ile erzuruma ugurladik. çok geçmedi. bir iki hafta sonra ailesi agirla$ti haberini verdi. bu bir iki hafta içinde ondan iki mektup almi$tim. bana hep hafizlik tacini merak ettigini. rüyalarina bile girdigini yaziyordu. bir gün sabah namazindan sonra telefon çaldi. fatma nin annesiydi kar$imdaki ses. aglamakli bir sesle, hoca hanim fatmayi ugurladik. rica etsem bir hatim okurmusunuz? deyince ben de dayanamadim aglamaya ba$ladim. annesi beni teselli edercesine telefonu kapatmadan, size ölmeden önce sunu söylememi istedi dedi hiçkirarak: annecigim hocama söyle, azrail söylediginden de güzelmi$. -ey rabbim; senin kelamin için yanip tutu$an, yoluna yapi$ip kelamina simsIki sarilan kulunu, sen son nefesinde yalniz birakir misin hiç? |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Dertlerimizle dostlarımızı acındırmak, kendimize vah zavallı dedirtmek gibi kendimi kaptırmamaya çalıştığım çocukça, anlamsız bir duygumuz vardır. Başımıza gelenleri abartır, nerdeyse karşımızdakinin de ağlamasını isteriz. Çevremizdeki diğer insanları kendi dertlerini çözmeye çalışırken soğukkanlı gördüğümüzde takdir ederiz; ama aynı soğukkanlılığı bizim dertlerimize karşı gösterdiler mi kırılırız.
Dertlerimizi anlamaları bize yetmez, onların da yakınmalarını isteriz. Oysa insan sevincini büyüterek, üzüntülerini mümkün olduğunca kısaltarak anlatmalı. Kendini olmayacak durumlarda yok yere acındıran bir insan, gerçekten dertli olunca acınmamayı hak eder. Durmadan sızlanan kimse sızlanamaz olur. Kendini canlıyken ölü göstereni ölüyken canlı görebilir herkes. Öyle insanlar gördüm ki, eş dost kendilerini sağlıklı, keyifli görecek diye ödleri kopar, iyileşmiş oldukları düşünülmesin diye gülmezler, kahkahalarını tutar, somurturlardı. Sağlıklı olmak, kimsede onlara karşı acıma duyguları oluşturmadığı için bu durum nefret ettikleri bir şey olurdu. İşin en tuhaf tarafı, bu gördüğüm kimseler kadın da değildi. Kaynak: Michel De Montaigne Denemeler |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Çin Bambu ağacının yetişmesi,olumlu ısrar için güzel bir örnektir.
Çinliler bu ağacı şöyle yetiştirir: Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır. Akla gelen ilk soru şudur : Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı? Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır? Bu sorunun cevabı Tabii ki beş yıldır. Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik? Bir başarının şartları her zaman çok basittir. Bir süre için çalışınBir süre tahammül edinHer zaman inanınVe hiçbir zaman geri dönmeyin |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Bir bilge kisi, çölde öğrencileriyle otururken demiş ki;
- Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır? Öğrencilerden biri; - Uzaktaki sürüye bakarım, demiş, Koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir. Başka bir öğrenci söz almış ve Hocam demiş, İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman, anlarım ki sabah başlamıştır. Bilge kişi, uzun süre susmuş. Öğrenciler meraklanmışlar ve Siz ne düşünüyorsunuz hocam? diye sormuşlar. Bilge kişi şöyle demiş; - Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan ona bacım diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine, ırkına, dinine aldırmadan, kardeşim sayabildiğimde anlarım ki; sabah olmuştur, AYDINLIK başlamıştır |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
İslamın ilk dönemlerinde Allahtan çok korkan zahitlerin en belirgin özelliklerinden birisi, Allah korkusunun tesiri ile çok ağlamaları, çok mahzun olmaları ve dünyaya hiç değer vermemeleridir.
Bunlardan biri de Veysel Karanidir. Allahtan çok korktuğu ve utandığı için başını hiç semaya kaldırmayıp, daima çenesi göğsünde bitişik olarak gezermiş. Ümmetin rahibi diye anılan Amir b. Abdullah da çok ağlayıp Peygamberimiz gibi ayakları şişinceye kadar namaz kılarmış. Utbe b. Ebân ise öyle bir zahit imiş ki, Dünyayı üç talakla boşama hakkı boşadım. Artık dönüş yok. demiş ve çok ağlarmış. Allah korkusuna sevgi ve aşkın hakim olduğu Rabiatul-Adeviyye ise secdede başını secdeye koyduğu yeri çamur edecek kadar gözyaşlarını ceyhun ederdi. Zaten hepsinin örnek aldığı Hz. Peygamberimiz de şöyle dememiş miydi?: Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız! Hanımlarınızdan yataklarda lezzet alamazdınız. Dağlara ve tepelere çıkardınız! Sizi görenler size deli derlerdi. |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Ramazan Cuma günü Cuma vakti Cami Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde Girenlerin arasında O Hızır Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor Hızırın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta
Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır a.s. adamı dürtüklüyor: - Uyuyacaksın, der. Adam: - Uyumam, beni rahat bırak. Hızır a.s. ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek: - Uyuyacaksın dedim, der. Adam: - Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz. Hızır a.s. susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allaha yönelerek: - Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştirki bendeki listede bunun ismi yok. Cevap gelir: - Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden Allah sevdiklerinden etsin Sevmek, seviyorum demek bir iddia. İş sevilenlerden olmak |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Sallantı toz bulutu haline gelmişti. Biz dışarı çıkamadan tavan üzerimize çökmüştü. Ben senin üzerine düştüm, portmanto ise benim üzerime Ve sen acı çekiyordun. Çünkü kırılan camlar bacağına batıyor, üstüne üstlük ben de hareket edemiyor ve sana acı veriyordum.
Her şey güzel olacaktı. Sen, ben ve hayatımız Hayallerimiz ve hedeflerimiz Seni tanıyıp sevdikten sonra hayatıma dair verdiğim sözler Hepsi çok güzel olacaktı, sen de olsaydın Seni tanımak, bana hayatı tanımak gibi geldi. Seni tanımak ve senin ideallerini hayata taşıma yolunda beraber olmak için söz vermiş ve bu beraberliği, ömür boyu sürdürme kararımızı nikâhla noktalamıştık. Daima mutlu olacağız ve bir gün gelip ölüm muvakkaten ayırsa bile, birbirimizi unutmayacağız. diye nikâh memuruna söz verdik. Önce kilometre taşımdın, şimdi ise hayat arkadaşım Henüz üç aydır seninle aynı evi paylaşıyordum. Henüz üç aydır seninle kitap okuyor, çay içiyor ve hayata aynı pencereden bakıyordum. Evet, henüz üç aydır inanç ve ideallerimizi birlikte paylaşıyor ve henüz üç aydır yaşıyordum. Mutluydun Bunu biliyor ve görüyordum. Senin mutluluğun beni de mutlu ediyordu. Seninle sevginin tılsımını çözmüştük. Evet ebedî bir sevginin kaynağının birbirine bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmak olduğunu anlıyorduk Senin baştan beri kalıcı güzelliklere olan bağlılığındı seni bana sevdiren. Allahın kalblerimize koyduğu muhabbetullah hissi ve oradan yayılan varlık sevgisi etrafa dalga dalga yayılıyordu. Gece ve gündüzümüz hep o sevgiyle aydınlanıyordu sanki. Huzurluyduk Ve yuvamızın huzur kaynağı belki de senin geceleri sessizce yaptığın o dualardı. Tâ ki o geceye kadar 17 Ağustos günü seninle alışverişe çıkmış, epey yürüdükten sonra dönüşte annenlere uğramıştık. Onların dualarını almıştık iki dünya mutluluğu adına. Bulaşıcı bir yanı vardı mutluluğun, bizi görenler de neredeyse bizim kadar mutlu oluyorlardı. Eve geç dönmüştük. Yorgun olmamıza rağmen uyumaya pek niyetimiz yoktu. Sen birer kahve yaptın ve uzun uzun sohbet ettik. Önümüzdeki günler hakkında, hedeflerimiz adına, niyetlerimiz adına konuştuk. Etrafımızdaki insanlara daha çok nasıl faydamız olur, bildiklerimizi nasıl daha çok anlatabilir, bilmediklerimizi nasıl daha iyi anlayabiliriz diye, eserleri nasıl okumalıyız diye, düşündük O gece bir kez daha inandım senin gönül dünyandaki güzelliklere ve bilmenin sevginin başlangıcı olduğuna Saate bakmıştım bir an, üçe geliyordu. Artık uyumalıyız. diye düşündüm. Sen her gün biraz okuduğun baş ucu kitabından birkaç sayfa okumak istedin. Ben ise tam sana iyi geceler dilemiştim. İşte o an Ömrümde ilk defa duyduğum o uğultu koptu. Hiç bilmediğim bu uğultu, korkunç bir sallantıya dönüştü. Bu neydi Allahım Sehpanın üzerindeki bardağı bile anında yere fırlatan bu sarsıntı neydi? Evet, Allahın Celâl isminin bir tecellisi olan bu sarsıntıyı kabullenmek gerekiyordu, bu bir zelzeleydi Gözlerindeki mânânın adı ise acziyetten gelen şaşkınlıktı Hemen elinden tuttum, ayağa kalkıp kapının eşiğine gittik; ama boşunaydı gayretlerimiz Sallantı toz bulutu haline gelmişti. Biz dışarı çıkamadan tavan üzerimize çökmüştü. Ben senin üzerine düştüm, portmanto ise benim üzerime Ve sen acı çekiyordun. Çünkü kırılan camlar bacağına batıyor, üstüne üstlük ben de hareket edemiyor ve sana acı veriyordum. Sen o kadar ince ruhluydun ki, beni üzmemek için, kendi acını unutup bana hissettirmemeye çalışıyordun. On sekiz saat bizi fark etmelerini, feryadımızı duymalarını bekledik. On sekiz saat birbirimizin ellerini tutup birbirimize teselli verdik. O durumda iken bir aralık bana Eğer ölürsem, seni orada bekleyeceğim. dedin. Ve on sekiz saat, kim bilir belki de on sekiz ölümü bekledin. Aradan dört gün geçmişti. Şehir o şehir değildi. İzmit bambaşka bir mekân olmuştu. Ben felâketi biraz olsun atlatmıştım. Senin durumun ise kötüydü. Doktor, bacağının kesileceğini söyledi. Bunu duyar duymaz ikinci bir zelzele ile dünya başıma yıkıldı sandım. Ama sen hâlâ gülümsüyordun. Sen nasıl bir insandın? Ne dünyaya ne de dünyalığa önem veriyordun. Senin için maddenin ve kaybedecek olduğun bir bacağın hiç önemi yok muydu? Hattâ hayatta kalmanın bile Sekizinci gündü Bir kibrit kutusu gibi yıkılan evler, evlerin altında kalan canlar, ümitler Çığlıklar, Sesimi duyan var mı?lar İsyanlar, sabırlar Nice hikâyeler, mucizeler ve gönüllerde derin bir fay hattı Şehirde keskin bir ceset kokusu ve insanlarda büyük bir hüzün hâkim Boş arsalar kireçlenmiş toplu mezarlarla dolu Evini, annesini, kendisini kaybetmiş insanlar İnsanların dilinde tek kelime: Deprem. Fakat sadece bacağın gidecek derken, sen birlikte olacağımız ebedî âleme gittin, geride dolu dolu yaşanmış üç ay ve ideallerini yaşatma azmi kaldı Elimde, senin en çok sevdiğin çiçek, naif bir kırmızı gülle mezarının başındayım. Artık sen yoksun yanımda, ne de gönül pınarının heyecanları Sen gittin, geride hüzün, geride ben, gâye-i hayâllerimiz Şimdi omzumu sıvazlayan yakınlarım, Bırakma kendini. Unutur, yeni bir yuvayla yine mutlu olursun. diyorlar. Aslâ!.. Sen bana o zor dakikalarda ne demiştin? Biz seninle ötelere sevdalandık. Şimdi mezarının başında seninleyim. Bu bize yeter Ey benim ötelerdeki eşim ve eş ruhum, bana unutursun diyenlere sadece acı bir tebessümle bakıyorum. Biz seninle sürekli öteleri aradık. Sen buldun aradığını. Ben ise yoldayım hâlâ. İmtihanın bu en zor anında sabır diliyorum Rabbimden. Ne olur, seni sevdiğimi, her an dua ettiğimi ve sana kavuşacağım günü şafak sayar gibi beklediğimi bil. Vekillerin En Güzeline emanet ol * 1999 Marmara Depreminde yaşanmıştır. Yüsra MESUDE |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Adamın biri her zaman yaptığı gibi sac ve sakal tıraşı olmak için berbere
gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar. Değişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu acildi Berber: Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allahın varlığına inanmıyorum. Adam: Peki neden böyle diyorsun? Berber: Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terk edilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimse acı çektirmez, birbirini üzmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir cevap vermedi. Berber isini bitirdikten sonra adam dışarıya cıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki tıraş olmayalı uzun sure geçmişti. Adam berberin dükkanına geri dondu. Adam: Biliyor musun ne var, bence berber diye bir şey yok Berber: Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim. Adam: Hayır, yok. Çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saclı ve sakallı adamlar olmazdı. Berber: Hımmm Berber diye bir şey var. Ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki? Adam: Kesinlikle doğru! Puf noktası bu! Allah var ve insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. İste dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni! |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Yüzbaşı
![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 500
|
Bir gün padişah iki tane köle satın aldı. Kölelerden biri çok temiz yüzlü inci dişli biriydi, nefesi gül gibi kokuyordu. Diğeri oldukça çirkindi, dişleri çürümüş ağzı kokuyordu.
Padişah o güzel yüzlü köleye ihsanlarda bulunarak onu hamama gönderdi. Dişleri çürümüş ağzı kokan köleyi yanına çağırdı. Kendini çok beğendiğini fakat arkadaşının kendisi hakkında çok kötü şeyler söylediğini belirterek, onun da arkadaşının kötü huylarını söylemesini istedi. Fakat köle arkadaşına toz kondurmadı hep onu övücü sözler söyledi. Padişah ne yaptıysa bir türlü o köleye arkadaşı hakkında kötü bir söz söyletemedi. Nihayet ikinci köle hamamdan geldi. Padişah onu da sınamak için huzuruna çağırdı. Onu övücü sözler söyledi. Sıhhatler olsun ne kadar zarif ve latif olmuşsun. Keşke öbür kölenin sayıp döktüğü kötü huyların da olmasa ne olurdu. dedi ve onu da diğer köle gibi denemek istedi. Bunun üzerine köle kızdı, köpürdü ve arkadaşı hakkında kötü şeyler sayıp dökmeye başladı. Biraz konuştuktan, arkadaşının kötülüklerinden bahsettikten sonra padişah onu susturdu: - Yeter artık ikinizin de özünü, aslını anladım, onun ağzı kokuyor, senin ise için kokmuş, bundan sonra sen o doğru sözlü ve güzel huylu kölenin emrindesin haydi git. dedi. - Güzel ve iyi yüz, kötü huyla birlikte olursa bir kalp akça bile etmez.
__________________
Laf Sokmaya kaLkı$ma kapak oLurSun... Uğra$ma etikeT oLurSun... Yav$ama köpeK oLurSun... En SOnunda rekLam oLurSun... Küfür etme şerefsiz olursun... Kendin oL biLki o Zaman yanımda Yer buluRsUn!!! |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|